Yazarın Ayrıntılı Biyografisi

      

     Adil KÜÇÜKAY. Fazlı oğlu, Zekiye'den doğma, l945 Arhavi doğumlu, Artvin, Arhavi, Yolgeçen köyü nüfusunda kayıtlı.

    Baba tarafından Gürcü kökenli olup, ana tarafından Türk-Laz-Gürcü melezidir. Büyük dedesi Küçük Hüseyin Paşa, halk arasında “Gül Paşa” diye anılmaktadır. Kendisi Osmanlı Devleti zamanında Kars, Ardahan, Artvin hudut boyları beyi ve komutanı tümgeneraldi. Emrinde üç tümen asker vardı. Tarihte Doksanüç Harbi diye bilinen harpten sonra hudut beyliğini oğlu Osman Ağa'ya devretmişti. Kendisi o senelerde Arhavi-Lome köyüne yerleşti. Osman Ağa'nın oğlu Ali, dedesi olmaktadır. Ali Ağa, Rusların Doğu Karadeniz yörelerini işgal etmeleri üzerine halk milisleri mücadele örgütünü oluşturmuş ve yönetmiş, Ruslara karşı milis savaşları yapmış, Enver Paşa'nın komuta ettiği Türk ordusunun Allahu Ekber Dağları'nda perişan olması ve 90.000 şehit verilmesi üzerine; Karadeniz sahilinde Rus orduları ile mücadele vere vere geriye çekilip batıya doğru, daha önce işgal bölgesinden uzaklaşmış olan ailesinin yanına ulaşmaya çalışırken, Merzifon'da kolera hastalığı nedeniyle vefat etmiştir.

            Anne tarafından dedesi, Akçaabat Üçüncüoğulları soyundan olup, kan davaları nedeniyle Osmanlı Devleti yönetimi tarafından Kafkasya'da ikamete mecbur edilmiş, bir ara Güney Kafkasya ve Sohumkale (Soçi) Cumhurbaşkanlığını yapmış, sonradan komünist rejimin tutumundan rahatsız olarak topraklarını ve makamını terk ederek Arhavi'ye göç etmiş, geniş toprak ağası Tevfik Üçüncü'dür. Mallarına ve arazilerine Sosyalist Sovyet Rejimi tarafından el konulmuş ve fakir bir insan olarak Arhavi Kabisre köyüne yerleşmiştir. Annesi Zekiye bu zatın kızıdır ve çocukluğu, dokuz yaşına kadar Sohumkale'de geçmiştir.

            İlk okulu l950 senesinde başlayıp, l955 senesinde Yolgeçen köyünde, Artvin il birincisi olarak tamamladı. Başarılı bir talebe olmasına rağmen, henüz onbir yaşını ikmal etmediğinden, diplomasını bir sene sonra aldı. Böylece eğitimine bir sene ara vermek zorunda kaldı. l956'da Arhavi Ortaokulu'na kaydını yaptırdı. Okul hayatında iki kere iftihar listesine geçti. l959 senesinde Giresun Lisesi'ne kaydını yaptırdı. O yıllarda Arhavi'de henüz lise yoktu. Lise hayatı boyunca Giresun'da teyzesi Halise Üçüncü'nün yanında kaldı ve liseyi l961 senesinde tamamladı. İslamda tasavvuf hayatı ile ilgili ilk bilgileri, o zaman Nakşibendi Tarikatı'nın mensubu olan teyzesinden öğrendi. Halise Üçüncü, Darende'li Şeyh Hulusi Hocaefendi'nin icazetlisi idi.

            Lise hayatından sonra, üniversite sınavlarında arzu ettiği bölümü kazanamadı. Bir sene ara verdikten sonra l962 senesinde İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni kazandı. Hukuk Fakültesi'nin o devirdeki güçlü hocaları Hıfzi Veldet Velidedeoğlu, İsmet Sungurbey, Hüseyin Nail Kubalı, Sıddık Sami Onar, Lütfi Duran, İlhan Edip Postacıoğlu, Sahir Erman, Sulhi Dönmezer, Reha Poroy gibi ünlü şahsiyetlerin talebeliğini yaptı. Fakülte'yi l968 şubat döneminde bitirdi. Fakülte hayatı boyunca bir ara  Giresun Yüksek Tahsil Talebe Cemiyeti ikinci başkanlığı ve Giresun Yüksek Tahsil Talebe Yurdu Müdürlüğünü yaptı.

            1968 senesi Mart ayında askere gitti. Polatlı Topçu ve Füze okulu'nda namzetlik eğitimini tamamlayıp, askerliğini Ankara,Kırıkkale 165.Topçu Taburu'nda l970 senesinde teğmen olarak tamamladı.

            1970 senesinde Giresun Adliyesi'nde avukatlık stajını tamamlayıp, avukatlık bürosu açmak üzere Karadeniz Ereğlisi'ne gittiği sırada, Adalet Bakanlığı tarafından hakim adaylığına kabul edildiği kendisine tebliğ edildi. İdeali hakimlik olduğundan, hemen başvurusunu yaptı ve hakimlik stajını Zonguldak Adliyesi'nde tamamladı.

            1972 senesinde Yüksek Hakimler ve Savcılar kurulu tarafından, savcılık sınıfına ayrıldı. İlk görev yeri olarak da Adıyaman, Besni İlçesi'ne atandı. Daha sorna 1976 senesinde Konya, Hadim savcılığına, buradan da 1978 senesinde Samsun, Çarşamba savcılığına atandı.

            Çarşamba Savcısı iken l980 senesinde yapılan askeri darbe sonrasında, kurulan Sıkıyönetim Mahkemelerinden Üçüncü Ordu ve Sıkıyönetim Komutanlığı Erzincan Askeri Savcılığı'na, sivil savcı olarak atandı. Buradaki çalışmasında, ülke çapında silah kaçakçılığı soruşturmaları ve 2400 sanıklı Yeni Çeltek Dev-Yol soruşturmaları ile ünlendi. Erzincan Sıkıyönetim Askeri  mahkemelerine, toplam yediyüz kadar örgütsel silah kaçakçısı hakkında toplam 19 dava açtı. Adil Küçükay'ın silah kaçakçılığı ile ilgili iddianameleri, bu konularda araştırma yapan yazar-gazeteci Uğur Mumcu'nun yayınladığı “Silah Kaçakçılığı ve Terör“  isimli kitabın konusu olmuş ve basın dünyasında kaçakçılığın nitelendirildiği “İllegal Holding” tabiri yankı bulmuştur. Daha sonraları silah kaçakçılarının yargılanması yetkisi, Ankara Sıkıyönetim Mahkemeleri nezdinde kurulan 4.No'lu Sıkıyönetim Mahkemesi'ne devredilince, kaçakçılık soruşturmalarından ayrılmış oldu. Adil Küçükay, Sıkıyönetim Savcılığı boyunca toplam yedi bine yakın sanık hakkında soruşturma yapmış ve üç binden fazla dava açmıştır. Görevi esnasında 1983 senesinde, aşırı stres nedeniyle geçirmiş olduğu beyin kanaması sonrasında Erzincan Askeri Hastanesi'nde tedavi olduktan sonra, sıkıyönetim Mahkemelerinin ağır iş yükü nedeniyle tekrar sivil göreve atandı ve yeniden Samsun, Çarşamba savcılığına döndü. Bir süre sonra da Trabzon Ağır Ceza Mahkemesi Savcılığına atandı. Sonra Trabzon'da kurulan Çocuk Mahkemeleri savcılığına getirildi. Bu görevde iken, 1988 yılında Konya Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcılığına tayin edildi. Burada dört sene çalıştıktan sonra görev süresi tekrar uzatıldı. l990 senesinde Hac vazifesini yerine getirdi.

            Görevi esnasında 1993 senesinde ülke çapında yapılan genel grev olaylarında(Ocak 1993 genel grevi), Devlet Güvenlik Mahkemeleri nezdinde görev yapan otuzaltı savcıdan otuzbeşinin yapılan eylemi genel grev olarak değerlendirip Devlet Güvenlik Mahkemeleri'nde dava açmalarına rağmen, bu görüşe tek başına karşı çıkarak, işçilerin ferdi özel yasa dışı hak arama (bizzat ihkak-ı hak) olarak değerlendirmiş, Konya Devlet Güvenlik Mahkemesi'ne açılan bir davada görevsizlik talep ederek dosyanın sivil mahkemelere aktarılmasını istemiştir. Greve katılan toplam üç milyon sekizyüz bin çalışan vardı. Eğer davalar Devlet Güvenlik Mahkemeleri'nde sürdürülse idi bu insanlar, beheri iki sene yedi ay hüküm alacaklar, iş akitleri fesh edilecek, herhangi bir kamu görevi yapamayacaklar, kıdem tazminatı alamayacaklar ve emekli olamayacaklardı. Yani aile efratları ile beraber, toplam on milyon insan açlığa terk edilmiş olacaktı. Konya Devlet Güvenlik Mahkemesi, görevsizlik talebine olumlu baktı ve görevsizlik kararı verdi. Görevsizlik karaına en yakın Devlet Güvenlik Mahkemesi olan Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi nezdinde itiraz edildi. Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi, Konya Devlet Güvenlik Mahkemesi kararına yapılan itirazı reddederek kararı onadı. O zaman Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Başsavcısı olan Nusret Demiral, yazılı emir yoluyla kararın bozulması için dosyayı Adalet Bakanlığı'na gönderdi. Adalet Bakanlığı'nın yazılı emirle bozma talep etmesi üzerine, Yargıtay Ceza Dairesi ile Ceza Genel Kurulu arasında içtihadi ihtilaf belirince, dosya, Yargıtay Genel Kurulu'na gönderildi. Genel Kurul, ondokuz red,  yedi kabul oyu ile talebi reddedince, hüküm kesinleşmiş oldu. Kararı veren İçtihatları birleştirme Yargıtay Genel Kurulu olduğundan, ülke genelinde uyulması zorunlu hale geldi. Bu şekilde ülke çapındaki Devlet Güvenlik Mahkemeleri'nin tümüne tebliğat yapıldı. Sonuçta üç milyon sekizyüzbin işçi, sivil mahkemelerdeki savcılıklarda o zamanın şartlarına göre beşer bin lira para cezasını ön ödeme yapmak suretiyle davadan kurtuldular. Böylece on milyon insan, aç kalmaktan kurtulmuş oldu. Savcı Adil Küçükay, bu mücadelelerde yorgun düştü. l994 senesinde de, kendi isteği ile, emekliye ayrıldı.

            Meslek hayatının vermiş olduğu aşırı yorgunluk nedeniyle, emekli olduktan sonra artık avukatlık mesleği yapmayı düşünmedi. Bundan sonra kendisini tasavvuf çalışmalarına verdi. Emeklilik hayatında 1999 senesinde mesleki hatıralarını içeren “Savcı” isimli kitabını yazdı. Ayrıca genellikle tasavvuf içerikli ”Titrersin Ey yürek”, “O Sevgi", “Vuslat", “Yorgun” ve laz dili ile yazılmış “Oropa” adlı şiir kitaplarını yazdı. Bütün bu çalışmaları amatör çalışmalardı. İlk profesyonel çalışma denemesi “Labirent: Ölenler ve Gülenler” isimli 2013 senesinde yazdığı son eseridir. Bu eserde emperyalist güç odaklarının Türkiye üzerinde jeopolitik yayılmacılık amacına yönelik olarak yapmış oldukları tahribatlar, Ortadoğu üzerinde cereyan eden petrol ve enerji savaşları, Ortadoğu Halkları'nı yeniden yapılandırma gayretleri, Türkiye üzerinde oynanan stratejik oyunlar, istihbarat mücadeleleri, darbeler, bölücü ve ayırımcı örgüt mücadeleleri, silah kaçakçılığı, beyaz zehir ticareti örgütlerine ilişkin faaliyetler, sanayi casusluğu, ithalat-ihracat kaçakçılığı gibi konular aydınlatılmaya çalışılmış, bu konularda halkın bilinçlenmesine katkı sağlaması amaçlanmış ve bu amaca ulaşabilmek için eser, roman tarzı ile yazılmıştır.

            Adil Küçükay, l972 senesinde Lome'den Lakerta Muhammed'in kızı Emine Ayla ile evlenmiş, bu evliliklerinden iki erkek çocuğu sahibi olmuşlardır.

            Büyük oğlu Murat Bülent Küçükay, Ankara Hacettepe Tıp Fakültesi İngilizce bölümü mezunu olmuş, Ankara'da muhtelif özel hastalerde doktorluk yapmış,  bir ara Giresun Devlet Hastanesi'nde dahiliye uzmanı olarak çalışmış, sonra tekrar Ankara'ya dönmüş ve halen Ankara, Türkiye Diyanet Vakfı 29 Mayıs Hastanesi'nde dahiliye uzmanı olarak görev yapmaktadır.

            Küçük oğlu Fahrettin Küçükay, Ankara Üniversitesi İbn-i Sina Tıp Fakültesinden mezun olmuş, ihtisasını Türkiye Yüksek İhtisas Hastanesi  Radyoloji Bölümü'nde tamamlamış, halen Türkiye Yüksek İhtisas Hastanesinde Girişimsel Radyoloji Bölümü'nde Doçent doktordur.

            Adil Küçükay, özel yaşantısında Klasik Türk Müziği dinlemekten hoşlanan, bu arada Türk Halk Müziği'nden zevk alan, az miktarda olsa da saz çalmasını seven, yabancı müzikten pek de zevk almayan; sporu seven, gençliğinde balık tutma heveslisi ve memleketinin güzelliğine aşık olan; insanları, dil, din, cins, ırk ve milliyet farklılığı gözetmeksizin çok seven ve gerçekte şair ruhlu bir kişilik sahibidir. Lise çağlarında Giresun Karması'nda sağ bek olarak futbol oynamış futbol meraklısıdır.

            Emekli hayatında en çok meşgul olduğu konu tasavvufdur. Tasavvuf konusundaki birikimi, l972 senesinde görev yaptığı Besni Cumhuriyet Savcılığı sırasında tanışmış olduğu, Mısır El Ezher Üniversitesi Kur'an, Kelam ve Tasavvuf öğretmeni emeklisi Abuzer Hoca, gene Besni'de Hadis ve Fıkıh alimi Hüsameddin Hoca, Alevi Dedesi Hasan Dede, Konya'da görev yaparken tanıştığı,  Nakşibendi Mürşidlerinden Doktor Alaaddin Baybal, Konya İlahiyat Fakültesi Doçenti Ramazan Ayvallı ve Konya Derbentli Camii İmamı Derbentli hoca,  Konya eski Müftüsü Tahir Büyükkörükçü Hoca, Konya Selçuk Üniversitesi profesörlerinden İbrahim Erkul Hoca ve Yusuf Hoca'lardan, Nakşibendi Şeyhlerinden Hakikat Vakfı'nın kurucusu ve lideri Ömer Öngüt Hoca'dan ve katıldığı birçok dini sohbet meclislerinden almıştır.